Ana içeriğe atla

O Ne'y'di?


İnsan hayatta bazen geç kalır; bu bizim doğamızda var. Eğer birinin iç dünyası, yorgun bir gezgin gibi yönünü kaybetmiş ve darmadağın olmuşsa, onu tekrar kendine getirmek için ne yapacağımızdan çok, kimin nasıl yardım edeceğini bilmeliyiz.

Genç yolcu, tamamen samimi ve temiz bir niyetle kendi yoluna koyulmuştu. Ancak bu tek başına yaptığı yolculuk, yolda önüne çıkan zorluklar, acımasız ve çıkarcı insanlar yüzünden tam bir çileye dönüştü. O insanların amacı onu tamamen yok etmek olmasa bile, genç yolcuyu çok hırpalamışlar ve ruhunda derin yaralar açmışlardı.

Uzun uğraşlar sonunda, o yalnızlık köşesinde hayallerini ve umudunu tamamen kaybetmiş olan yolcu, bilge bir liderin kapısına ulaştığında mecburen durakaldı. Aslında içinden bir ses, "Hadi git artık, bu yaşlı adamın sana pek bir faydası dokunmaz," diyordu. Ama sanki yere çivilenmiş gibi bir türlü oradan ayrılamıyordu. Çok geçmeden anladı ki, bilge lider aslında onu bırakmıyordu; işte işin asıl gizemli boyutu buydu. Sonunda konuşmaya karar verdi, çünkü bu belirsiz bekleyişi artık bitirmek istiyordu.

Bilge lider ona döndü ve şöyle dedi:

"Seni göndermek bizim elimizde değil genç dostum; seni buraya getiren güç neden getirdi, seni buradan gönderecek olan kimdir? Gel, sana bu büyük sarayda bir oda verelim, içinde kendince huzurla yaşa. Bu oda, hedeflediğin o uzun hayat yolculuğunun sonunda karşılaşacağın o en yalın, en sade evinle tamamen aynı hissi verecektir."

Yolcu merakla sordu:"Eğer her şey eninde sonunda yok olup gidecekse, biz neden bu kadar çalışıyoruz? Neden bunca çabayı sarf ediyoruz?"

Bilge lider güven veren bir gülümsemeyle cevap verdi:

"Kendi çabanla bulacağın o ev ile bu saraydaki oda arasında çok büyük bir fark var. Gece gündüz çalışarak kazanacağın o küçücük ev için ileride 'Bunu ben başardım, ben kazandım' diyebilirsin ve bu hakkındır da. Ama bu saraydaki odayı biz sana tamamen bir hediye, bir lütuf olarak sunuyoruz. Hayata ya da bu kapıya zamanında gelemedin; ama bu senin suçun değil, kaderin bir akışıdır. Fakat niyetin o kadar temizdi ki, sonunda bizi bulmayı başardın. Yolculuğun sırasında sana çok zarar verenler olduğu için ruhundan, benliğinden birkaç parça koparıp almışlar. Bunu sana şöyle bir örnekle anlatayım:

Bir evi ve onun kapısını düşün. Kapı, bir evin girişi ve onu dışarıdaki tehlikelerden koruyan en güvenli kalesi değil mi? Ama hırsızlar gelip senin o kapının kulpunu kırmışlar. Şimdi kapıda ne bir kulp var ne de bir anahtar; ne yapsan bir türlü kapanmıyor. Üstelik gücün de tek başına yetmiyor ki, her gün kapının arkasına ağır eşyalar yığıp orayı destekleyesin. Dışarıdan zorlayıp açmasınlar diye sürekli korku içindesin; korunmak için dualara, zikirlere sığınıyorsun. İşte bu sarayın içindeki oda, senin ileride kavuşacağın o sade evinden farklı olarak, bizzat sarayın kendisi tarafından korunmaktadır. Burada, hayallerini süsleyen o çiçekli bahçenin içinde, kuş seslerini duyarak, pencereni bile kapatma gereği duymadan güvenle uyuyacaksın. Baharın kokusunu içine çekeceğin bu oda, devasa bir saray kompleksinin parçasıdır ama tamamen senindir. Oda küçük olsa bile, sonuçta sultanın sarayındasın. Bu harika bir duygu değil mi?

Kapının kulpunun kırılmış olmasından ya da anahtarını kaybetmiş olmaktan dolayı artık asla üzülmeyeceksin. Bu sarayın içinde mutlak bir emniyette olduğunu bileceksin; çünkü seni koruyan saray muhafızları ve görevlileri var. Önemli olan, senin tüm bunları nihayet fark etmiş olmandır; gel, yolculuğa biraz da burada mola verelim. Her yolculuk aslında yeni bir başlangıcın habercisidir. Bir yol varsa, yolculuk da vardır ve bir gün mutlaka bitecektir. Doğuya da gitsen, batıya da gitsen, bu dairesel döngü seni eninde sonunda başladığın yere geri getirecektir. Bence artık hiç canını sıkma, sadece bu anın tadını çıkarmalısın."

Yolcu, bu hayat döngüsünün içerisinde tamamen kaybolmaktan korkmuş bir halde başını öne eğdi ve derin derin düşünmeye başladı:

"Bunca gayret, bunca çile… Sırf aynı yerde dönüp durmak için miydi?"

Bilge lider son sözünü söyledi:

"Hepimiz bu dünyaya sonradan geldik. Bir başlangıcımız var, bir de sonumuz... En son ulaşacağımız nokta da yine o başlangıcın ta kendisi olunca; bu yüce kapının koruması altında erimek, burada dinlenmek insana çok daha mantıklı geliyor. Gel, sen içini karartma, tüm dertlerinden kurtul; senin o küçük odan artık sultanın sarayının kalbindedir. Bundan sonra göğsünü gere gere 'Ben saraylıyım, sarayda yaşıyorum' dediğinde içinde zerre kadar bir yalan olmayacağı gibi; o yaratıcı vizyonun ve güçlü kalemin gerçek sahibi gibi, artık hayatında tam bir üretim ve icraat gücün olacaktır."

“Sana sarayını buldurdular, ancak bulamayanlar ne yapacaktır, hiç düşündün mü?” 




Yorumlar