İnsan hayatta bazen geç kalır;
bu bizim doğamızda var. Eğer birinin iç dünyası, yorgun bir gezgin gibi yönünü
kaybetmiş ve darmadağın olmuşsa, onu tekrar kendine getirmek için ne
yapacağımızdan çok, kimin nasıl yardım edeceğini bilmeliyiz.
Genç yolcu, tamamen samimi ve
temiz bir niyetle kendi yoluna koyulmuştu. Ancak bu tek başına yaptığı
yolculuk, yolda önüne çıkan zorluklar, acımasız ve çıkarcı insanlar yüzünden
tam bir çileye dönüştü. O insanların amacı onu tamamen yok etmek olmasa bile,
genç yolcuyu çok hırpalamışlar ve ruhunda derin yaralar açmışlardı.
Uzun uğraşlar sonunda, o
yalnızlık köşesinde hayallerini ve umudunu tamamen kaybetmiş olan yolcu, bilge
bir liderin kapısına ulaştığında mecburen durakaldı. Aslında içinden bir ses,
"Hadi git artık, bu yaşlı adamın sana pek bir faydası dokunmaz,"
diyordu. Ama sanki yere çivilenmiş gibi bir türlü oradan ayrılamıyordu. Çok
geçmeden anladı ki, bilge lider aslında onu bırakmıyordu; işte işin asıl
gizemli boyutu buydu. Sonunda konuşmaya karar verdi, çünkü bu belirsiz
bekleyişi artık bitirmek istiyordu.
Bilge lider ona döndü ve şöyle
dedi:
"Seni göndermek bizim
elimizde değil genç dostum; seni buraya getiren güç neden getirdi, seni buradan
gönderecek olan kimdir? Gel, sana bu büyük sarayda bir oda verelim, içinde
kendince huzurla yaşa. Bu oda, hedeflediğin o uzun hayat yolculuğunun sonunda
karşılaşacağın o en yalın, en sade evinle tamamen aynı hissi verecektir."
Yolcu merakla sordu:"Eğer
her şey eninde sonunda yok olup gidecekse, biz neden bu kadar çalışıyoruz?
Neden bunca çabayı sarf ediyoruz?"
Bilge lider güven veren bir
gülümsemeyle cevap verdi:
"Kendi çabanla bulacağın o
ev ile bu saraydaki oda arasında çok büyük bir fark var. Gece gündüz çalışarak
kazanacağın o küçücük ev için ileride 'Bunu ben başardım, ben kazandım'
diyebilirsin ve bu hakkındır da. Ama bu saraydaki odayı biz sana tamamen bir
hediye, bir lütuf olarak sunuyoruz. Hayata ya da bu kapıya zamanında gelemedin;
ama bu senin suçun değil, kaderin bir akışıdır. Fakat niyetin o kadar temizdi
ki, sonunda bizi bulmayı başardın. Yolculuğun sırasında sana çok zarar verenler
olduğu için ruhundan, benliğinden birkaç parça koparıp almışlar. Bunu sana
şöyle bir örnekle anlatayım:
Bir evi ve onun kapısını düşün.
Kapı, bir evin girişi ve onu dışarıdaki tehlikelerden koruyan en güvenli kalesi
değil mi? Ama hırsızlar gelip senin o kapının kulpunu kırmışlar. Şimdi kapıda
ne bir kulp var ne de bir anahtar; ne yapsan bir türlü kapanmıyor. Üstelik
gücün de tek başına yetmiyor ki, her gün kapının arkasına ağır eşyalar yığıp
orayı destekleyesin. Dışarıdan zorlayıp açmasınlar diye sürekli korku
içindesin; korunmak için dualara, zikirlere sığınıyorsun. İşte bu sarayın
içindeki oda, senin ileride kavuşacağın o sade evinden farklı olarak, bizzat
sarayın kendisi tarafından korunmaktadır. Burada, hayallerini süsleyen o
çiçekli bahçenin içinde, kuş seslerini duyarak, pencereni bile kapatma gereği
duymadan güvenle uyuyacaksın. Baharın kokusunu içine çekeceğin bu oda, devasa
bir saray kompleksinin parçasıdır ama tamamen senindir. Oda küçük olsa bile,
sonuçta sultanın sarayındasın. Bu harika bir duygu değil mi?
Kapının kulpunun kırılmış
olmasından ya da anahtarını kaybetmiş olmaktan dolayı artık asla
üzülmeyeceksin. Bu sarayın içinde mutlak bir emniyette olduğunu bileceksin;
çünkü seni koruyan saray muhafızları ve görevlileri var. Önemli olan, senin tüm
bunları nihayet fark etmiş olmandır; gel, yolculuğa biraz da burada mola
verelim. Her yolculuk aslında yeni bir başlangıcın habercisidir. Bir yol varsa,
yolculuk da vardır ve bir gün mutlaka bitecektir. Doğuya da gitsen, batıya da
gitsen, bu dairesel döngü seni eninde sonunda başladığın yere geri
getirecektir. Bence artık hiç canını sıkma, sadece bu anın tadını
çıkarmalısın."
Yolcu, bu hayat döngüsünün
içerisinde tamamen kaybolmaktan korkmuş bir halde başını öne eğdi ve derin
derin düşünmeye başladı:
"Bunca gayret, bunca çile…
Sırf aynı yerde dönüp durmak için miydi?"
Bilge lider son sözünü söyledi:
"Hepimiz bu dünyaya
sonradan geldik. Bir başlangıcımız var, bir de sonumuz... En son ulaşacağımız
nokta da yine o başlangıcın ta kendisi olunca; bu yüce kapının koruması altında
erimek, burada dinlenmek insana çok daha mantıklı geliyor. Gel, sen içini
karartma, tüm dertlerinden kurtul; senin o küçük odan artık sultanın sarayının
kalbindedir. Bundan sonra göğsünü gere gere 'Ben saraylıyım, sarayda yaşıyorum'
dediğinde içinde zerre kadar bir yalan olmayacağı gibi; o yaratıcı vizyonun ve
güçlü kalemin gerçek sahibi gibi, artık hayatında tam bir üretim ve icraat
gücün olacaktır."
“Sana sarayını buldurdular,
ancak bulamayanlar ne yapacaktır, hiç düşündün mü?”

Yorumlar
Yorum Gönder