"Kadında belirli, donmuş bir güzellik heykeli ya da kuru bir hayal mevcut değildir. Kadın, aşkın bizzat kendisidir, onun yeryüzündeki tecellisidir." — Semiha Cemal Zamanın ve mekânın sustuğu ulu bir dağın eteklerinde İsmail , gözlerini zirvedeki ulu ışığa, yani kendi "Gün" üne dikmiş, sessizce bekliyordu. Ruhunu kutsal metinlerin ilhamına yaslamıştı. Gözler kalbe, kalp göze yansır derlerdi ya; o da tam bu eşikteydi. Bir pervane zarafetiyle kalbinin sayfalarını araladı, aşkın ziyanı gördü ve kendini gözünü kırpmadan o ilahi alevin içine attı. Vücudunu sızlatan bir ateşle yanarken, ömründe hiç tatmadığı muazzam bir zevkin deryasına daldı. O sırada dağın doruklarından, Gün’ün o her şeyi kuşatan sesi yankılandı: “Yan, ama tütme!.... Yan, ama tütme!” İsmail, acının içindeki o sonsuz hazzı yudumlayarak fısıldadı: “Benim gibi yanan bir vücut toprak olamaz. Ben ölsem bile içimdeki bu aşk, asırları devirecek kadar kuvvetlidir. Çünkü bu ateşi ben icat etmedim, onu ...
İnternet Archive'de bazen sorunlar oluyor. Yüklenen medya açılmadığı zaman, farklı saatlerde deneme yapabilirsiniz...
