İki kişinin kendi arasında konuştuğuna şahit oldum. Biri, ortak bir tanıdıklarının rüyasına girdiğini ve onun ne kadar erdemli bir insan olduğunu anlatıyordu. Bu konuşmaya kulak misafiri olunca içimden, "Ne güzel, bu insan hak ettiği manevi mertebeye ulaşmış," dedim. Ama hemen ardından içime bir sızı çöktü, ciğerim yandı. Çünkü bu halkın arasında öyle garip, öyle sessiz insanlar vardı ki... Onları hiç hatırlayan var mıydı? Onlar için rüya gören, onlarla ilgilenen ya da ellerinden tutan biri çıkar mıydı? Kapıdan içeri girenleri sahipleniyoruz, peki ya dışarıdakiler? Evet, kapının ardında, içeri giremeden bekleyenler... Onlar gerçek gariplerdir; dertlerini kendilerine bile anlatamazlar. Öyle bir batmışlardır ki, ellerini uzatsalar tutacak kimseleri yoktur. Kendi kendime sordum: Onlara yardım etmek, sözüm ona bir "Sokak Çocuklarını Koruma Derneği"nin işi mi olmalı? İnsan burada durup kalıyor. Çünkü onların derdi sokakta kalmak değil; birçoğunun manevi makamı en y...
