bir ney Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ben Öyle Olmayacağım

    Tanrıyı çok seven bir çoban vardı. Kendi garip dünyasında, onunla konuşur, gevezelik yapardı. Her gün olur olmaz basit şeyleri, ona sunar, bundan da çok sevinirdi. Şansı yaver gitmiş, Tanrı, ona misafir olacağını söylemişti. Çoban o güne kadar hayal edemeyeceği tatlı sözlü sevdiğine kavuşacaktı… Bir perde gerisinde görüştüler. Çoban’ın gevezeliği tuttu. O kadar çok konuşmuştu ki, Tanrı, “biraz dur, sus” diyecek kadar…çoban durdu ve burasının edep ve sessizlik makamı olduğunu hatırladı...  Duymuştu “Sukütumuzdan anlamayan sözümüzden ne anlar”, deyişini… İlk defa buluştuğu Tanrının yanında çok konuşmuştu….uyarı gelince durdu ve o da dinledi. Çoban olduğu aklına geldi... Çoban nerden bilsin edebi irfanı, susmayı…ancak kalbine bir ağırlık çöktü. Keşke hiç olmasaydı bu durum, dedi ve ölmeyi istedi. Ölmek bir kurtuluş olurdu…yine de ölmeyi beceremedi… O gün çoban, akşama kadar misafir edeceği Tanrısıyla sözleşmişti…gündüzünden düşünmüştü…Tanrı...

Benden Başkası

Benden Başkası “Sert, katı yürekli olsaydın yanından dağılırlardı. “ (Ayet)   Ey aşk altınını başkasında bulamadım diyen ve bize gelip soran  ve sonra değeri ölçülmez diye alan, şimdi içine neden bakırlar katıyor? Ben sana bayramlarda değil, her gün şekerler vermişken, sen gittin bu ulvi sevginin davulunu başkalarına nasıl dövüyorsun? Sana hayrandım ve saçının her büklümüne yüzlerce misk ve amber dökmüştüm, yüzlerce adı duyulmamış, güzel kokular satın almış ve sana vermiştim. Sevgilim! Sevmeyi sana hâla neden öğretemedim? Diyorum, bana olan aşkından, gönül yanışından kimselere bahsetme…olur olmaz başka düşüncelerden söz açma. Ben bundan başka bir şey, ikrar etmiyorum. Fakat seni kıskanıyorum, bazen her sahip olduğun varlığından, etrafından, çocuklarından ve sevenlerinden. Ben aşkın hocasıyım. Her halimde ben senin yüzünü görüyorum, senden başkasını hayal etmiyorum…sana candan kullukta ediyorum. Sen ise başkalarını düşünüyorsun… kalbindekiler olunca ben hiç ...

Canan İline Yakında Bir Sefer Var

  Bir gün Hz. Pir: “Sevgili Gülüm! Seni bizim şehre götüreceğim” dedi. Gülüm ise meraktan sordu: “Efendim, siz nerelisiniz ki?” … Pir, Gülüm’e bakınca gül olur, Gülüm’de Pir’ine… Birbirine ezelden birlikle bağlıydılar… Yine de, Gülüm narindir, ancak canı sıkkın bir şekilde… “Uzun bir yol ise istemem” dediyse de, merakından ve aşkından Hz. Pir’e tabi oldu.   Hz. Pir, sefere çıkmadan önce Gülüm’e, yolun ve şehrin bazı hususlarını şöylece anlattı. Şehrin dört bir tarafı düzdür. Orada ölümsüzlük suyu akar. (İşaret gelmeden içme… çünkü biz geri dönüş yapacağız.) Kapıları da çoktur, ancak biz girerken “aşk kapısı”nı tercih ederiz. Bu şehirde günlerin adı ve sayısı olmaz. Ay ve yıldan hiç bahsedilmez. Güneş batmaz, ay doğmaz. Dağlarında beyaz laleler ve kırmızı güller vardır. Her yeri meyve bahçelerinden geçilmez, ağaçları “benden bir tane al” diye yerlere   uzanırlar. Burada içeni sarhoş etmeyen cinsten şaraplar vardır. Havası muğtedil, yaz...