Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kaderinden Çıkamayan Hayatlar

Zamanın içinde bakılmaz çirkin yüzü ve güzel sesiyle bir köle vardı. Aydınlıkta itilir, karanlıkta biraz sevilirdi. Efendisi gece onunla sohbet eder, ancak aydınlıkta, sözü dahi ağzından çıkamadan boğazında bırakırdı. "Gözüm görmeye dayanamıyor," derdi. Öyle de olsa, sahibi bu inanılmaz dertten dolayı köle pazarında onu satışa çıkarırdı. Kim aydınlıkta çirkin köleyi alırdı ki? Almadıkları gibi, duyduğu aşağılık sözler yüzünden, sürekli üzülerek evine dönerdi. Evi de ev olsa; ahırdan dönme bir yer soğuktan korumaz, yazın sıcaktan yatılmazdı. Köle bu şekilde dünyaya geldiğine mi, yoksa değişmeyecek kaderine mi, sorgusuz neye üzüleceğini bir türlü bilmezdi. Köle, geceyi çok severdi. "Gecelerim, vefalı gecelerim… derdimi unutturan kara gecelerim…" der, gecenin karasına gönlünü katardı. Zifiri karanlıkta o kadar şevke gelirdi ki, Mecnun onun söylediklerini hiç söylememişti. İçi deşilir, harflerini kelimelere okur, kendinden geçerdi. Bilir miydi, bilmez miydi, ayaklar...

O Ne'y'di?

İnsan hayatta bazen geç kalır; bu bizim doğamızda var. Eğer birinin iç dünyası, yorgun bir gezgin gibi yönünü kaybetmiş ve darmadağın olmuşsa, onu tekrar kendine getirmek için ne yapacağımızdan çok, kimin nasıl yardım edeceğini bilmeliyiz. Genç yolcu, tamamen samimi ve temiz bir niyetle kendi yoluna koyulmuştu. Ancak bu tek başına yaptığı yolculuk, yolda önüne çıkan zorluklar, acımasız ve çıkarcı insanlar yüzünden tam bir çileye dönüştü. O insanların amacı onu tamamen yok etmek olmasa bile, genç yolcuyu çok hırpalamışlar ve ruhunda derin yaralar açmışlardı. Uzun uğraşlar sonunda, o yalnızlık köşesinde hayallerini ve umudunu tamamen kaybetmiş olan yolcu, bilge bir liderin kapısına ulaştığında mecburen durakaldı. Aslında içinden bir ses, "Hadi git artık, bu yaşlı adamın sana pek bir faydası dokunmaz," diyordu. Ama sanki yere çivilenmiş gibi bir türlü oradan ayrılamıyordu. Çok geçmeden anladı ki, bilge lider aslında onu bırakmıyordu; işte işin asıl gizemli boyutu buydu. So...

Kafir Arkadaşım

“Seni çok özledim…” Yıllarımızı verdiğimiz, bir an bile ayrılamadan hayatı paylaştığımız sevgili arkadaşımla çok güzel günlerimiz oldu. Birbirimizi hiç kopmayacak bir sevgiyle severdik. Her şeyimiz birdi. Onunla, tek bir konu hariç her hususta anlaşırdık. Benim her zaman bitmek bilmeyen “Ne olur”larım vardı; onun ise “Tamam” deyip de hiçbir zaman yapmadıkları… Yine de bu yolculuktan o da memnundu, ben de. Ancak bir şeyler eksikti. Zaman hızla akıyor, geçen günlerimizin hesabını tutacak kadar hassas olan o çocuksu yanımızı yavaş yavaş kaybediyorduk. Çocukluğumuz, gençliğimiz ve olgunluğumuz bir çırpıda geçivermişti. Şimdi ise iyice ihtiyarlamıştık. Hayattan zevk alacak ne bir hevesimiz ne de bir arzumuz kalmıştı. Aslına bakarsanız, o arkadaşım olmasaydı ben birçok şeyi asla başaramazdım. Bana bu dünya sıkıntılarına karşı katlanma gücü veren, beni her şeye rağmen ayakta tutan yegâne şey onun gücüydü. Gelgelelim, çok sevdiğim, ruhumu paylaştığım bu arkadaşımın en büyük kusuru in...