Bir gün Hz. Pir: “Sevgili Gülüm! Seni bizim şehre götüreceğim” dedi. Gülüm ise meraktan sordu: “Efendim, siz nerelisiniz ki?” … Pir, Gülüm’e bakınca gül olur, Gülüm’de Pir’ine… Birbirine ezelden birlikle bağlıydılar… Yine de, Gülüm narindir, ancak canı sıkkın bir şekilde… “Uzun bir yol ise istemem” dediyse de, merakından ve aşkından Hz. Pir’e tabi oldu. Hz. Pir, sefere çıkmadan önce Gülüm’e, yolun ve şehrin bazı hususlarını şöylece anlattı. Şehrin dört bir tarafı düzdür. Orada ölümsüzlük suyu akar. (İşaret gelmeden içme… çünkü biz geri dönüş yapacağız.) Kapıları da çoktur, ancak biz girerken “aşk kapısı”nı tercih ederiz. Bu şehirde günlerin adı ve sayısı olmaz. Ay ve yıldan hiç bahsedilmez. Güneş batmaz, ay doğmaz. Dağlarında beyaz laleler ve kırmızı güller vardır. Her yeri meyve bahçelerinden geçilmez, ağaçları “benden bir tane al” diye yerlere uzanırlar. Burada içeni sarhoş etmeyen cinsten şaraplar vardır. Havası muğtedil, yaz...
