Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Birsin Ve Birde Sen Varsın

  Tek Sevdiğim… Tek kalbim… Tek sinem ve tek hakikatim… Çok yorgunum biraz havalardan diye düşünüyorum ama değil. Kalbimi yoklayan o kadar lüzumsuz şey var ki, hepsi istemeden geliyorlar ve gidiyorlar. Kendilerince beni üzmeye çalışıyorlar. Şükür ki sen varsın… ve bunlar beni neden etkileyemediklerini çözemiyorlar. Benim Sığınağımsın! Bedenimin yorgunluğuna, perişanlığına aldırmıyorum. Kalbim,  saf sadakatiyle,  sana olan aşkımla, sessizlik içinde parlak ışıklar saçıyor. İçimi sıkan katılığı, soğuk gecenin karanlıklarında, peşinden dağların ardından- yükselen güneşin, saçtığı ışıklar altında, gözlerimden akan yaşlarla,defalarca yıkanıyorum. Çok şükür, iyilik üzereyim … Sevdiceğim! Bilmelisin ki, gerçek aşık olan, başka bir güzel gördüğünde değişim  göstermez …hiçbir şeyden emin olmasam da, bu aşkımdan eminim. Yine de sana yalvarıyorum. Bu karmaşanın içinde zamanla yarışıyorum…ömrüm tükeniyor. Galiba, çok uzun bir ömrüm yok. Bu aralar, kimselerin, beni...

Seven Kim

Seven kim, sevilen kim Hepsi seninle Dediğin dedik Çok naz ettin Büyüklük, küçüklük  mü kaldı Bir çırpıda geçen günler silinir mi Neydi o   verilen vaatler Gidiyorum, desem  Duyar mıydın Ağlayana   acıyorum derdin Beni güldürsene dedim Kuyulara attın Çıkaranım olur mu diye Çok bekledim Sen dahi gelmedin Vefasızlıkta bir tanesin Hani kapım açık derdin Hiç açık görmedim Meğer herşey bitmem içinmiş Neden Dön, demeni beklemem Başımı alır giderim Güzelsinde Küstürmek için çok uğraştın Kaldı içimdeki sızı

Ben Öyle Olmayacağım

    Tanrıyı çok seven bir çoban vardı. Kendi garip dünyasında, onunla konuşur, gevezelik yapardı. Her gün olur olmaz basit şeyleri, ona sunar, bundan da çok sevinirdi. Şansı yaver gitmiş, Tanrı, ona misafir olacağını söylemişti. Çoban o güne kadar hayal edemeyeceği tatlı sözlü sevdiğine kavuşacaktı… Bir perde gerisinde görüştüler. Çoban’ın gevezeliği tuttu. O kadar çok konuşmuştu ki, Tanrı, “biraz dur, sus” diyecek kadar…çoban durdu ve burasının edep ve sessizlik makamı olduğunu hatırladı...  Duymuştu “Sukütumuzdan anlamayan sözümüzden ne anlar”, deyişini… İlk defa buluştuğu Tanrının yanında çok konuşmuştu….uyarı gelince durdu ve o da dinledi. Çoban olduğu aklına geldi... Çoban nerden bilsin edebi irfanı, susmayı…ancak kalbine bir ağırlık çöktü. Keşke hiç olmasaydı bu durum, dedi ve ölmeyi istedi. Ölmek bir kurtuluş olurdu…yine de ölmeyi beceremedi… O gün çoban, akşama kadar misafir edeceği Tanrısıyla sözleşmişti…gündüzünden düşünmüştü…Tanrı...