Ana içeriğe atla

Kayıtlar

O Ne'y'di?

İnsan hayatta bazen geç kalır; bu bizim doğamızda var. Eğer birinin iç dünyası, yorgun bir gezgin gibi yönünü kaybetmiş ve darmadağın olmuşsa, onu tekrar kendine getirmek için ne yapacağımızdan çok, kimin nasıl yardım edeceğini bilmeliyiz. Genç yolcu, tamamen samimi ve temiz bir niyetle kendi yoluna koyulmuştu. Ancak bu tek başına yaptığı yolculuk, yolda önüne çıkan zorluklar, acımasız ve çıkarcı insanlar yüzünden tam bir çileye dönüştü. O insanların amacı onu tamamen yok etmek olmasa bile, genç yolcuyu çok hırpalamışlar ve ruhunda derin yaralar açmışlardı. Uzun uğraşlar sonunda, o yalnızlık köşesinde hayallerini ve umudunu tamamen kaybetmiş olan yolcu, bilge bir liderin kapısına ulaştığında mecburen durakaldı. Aslında içinden bir ses, "Hadi git artık, bu yaşlı adamın sana pek bir faydası dokunmaz," diyordu. Ama sanki yere çivilenmiş gibi bir türlü oradan ayrılamıyordu. Çok geçmeden anladı ki, bilge lider aslında onu bırakmıyordu; işte işin asıl gizemli boyutu buydu. So...

Kafir Arkadaşım

“Seni çok özledim…” Yıllarımızı verdiğimiz, bir an bile ayrılamadan hayatı paylaştığımız sevgili arkadaşımla çok güzel günlerimiz oldu. Birbirimizi hiç kopmayacak bir sevgiyle severdik. Her şeyimiz birdi. Onunla, tek bir konu hariç her hususta anlaşırdık. Benim her zaman bitmek bilmeyen “Ne olur”larım vardı; onun ise “Tamam” deyip de hiçbir zaman yapmadıkları… Yine de bu yolculuktan o da memnundu, ben de. Ancak bir şeyler eksikti. Zaman hızla akıyor, geçen günlerimizin hesabını tutacak kadar hassas olan o çocuksu yanımızı yavaş yavaş kaybediyorduk. Çocukluğumuz, gençliğimiz ve olgunluğumuz bir çırpıda geçivermişti. Şimdi ise iyice ihtiyarlamıştık. Hayattan zevk alacak ne bir hevesimiz ne de bir arzumuz kalmıştı. Aslına bakarsanız, o arkadaşım olmasaydı ben birçok şeyi asla başaramazdım. Bana bu dünya sıkıntılarına karşı katlanma gücü veren, beni her şeye rağmen ayakta tutan yegâne şey onun gücüydü. Gelgelelim, çok sevdiğim, ruhumu paylaştığım bu arkadaşımın en büyük kusuru in...

Tabîb-i Hâzık

"Hastayım, derdime ilaç arıyorum," diyen bir dostum, günlerden bir gün ilerideki şehre doğru bir yolculuğa çıkmıştı. Aradan çok uzun zaman geçti; öyle ki biz onun derdini bırakın, kendisini bile unutmuştuk. Günler sonra çıkıp geldiğinde gözlerimize inanamadık: O pul pul dökülen cildi, saçkıran olmuş başı ve sedefe benzeyen hastalıklı bedeni tamamen gitmiş; yerine yirmilik taze bir fidan gibi gencecik ve sağlıklı bir adam gelmişti. Ona ne sorduysak, ne soruşturduysak bir türlü tam bir cevap alamadık. Nasıl bir hekimdi ki, "Seni adeta bir ay parçası gibi bize yeniden hediye etti?" dediğimizde çok bir şey anlatamadı. Sadece, "Her şeyi söyleyin ancak kendinize yalan söylemeyin," demekle yetindi. Bu duruma biraz sinirlendik ve "Doktora giden insan derdini söyler, başka ne yapar ki?" dedikse de o yine, "Her şeyi söyle, ancak kendine yalan söyleme," dedi ve gitti. İş bu ya, gün geldi dert bizim de kapımızı çaldı; bir evladımız vardı ve a...