Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dışarıdakiler

İki kişinin kendi arasında konuştuğuna şahit oldum. Biri, ortak bir tanıdıklarının rüyasına girdiğini ve onun ne kadar erdemli bir insan olduğunu anlatıyordu. Bu konuşmaya kulak misafiri olunca içimden, "Ne güzel, bu insan hak ettiği manevi mertebeye ulaşmış," dedim. Ama hemen ardından içime bir sızı çöktü, ciğerim yandı. Çünkü bu halkın arasında öyle garip, öyle sessiz insanlar vardı ki... Onları hiç hatırlayan var mıydı? Onlar için rüya gören, onlarla ilgilenen ya da ellerinden tutan biri çıkar mıydı? Kapıdan içeri girenleri sahipleniyoruz, peki ya dışarıdakiler? Evet, kapının ardında, içeri giremeden bekleyenler... Onlar gerçek gariplerdir; dertlerini kendilerine bile anlatamazlar. Öyle bir batmışlardır ki, ellerini uzatsalar tutacak kimseleri yoktur. Kendi kendime sordum: Onlara yardım etmek, sözüm ona bir "Sokak Çocuklarını Koruma Derneği"nin işi mi olmalı? İnsan burada durup kalıyor. Çünkü onların derdi sokakta kalmak değil; birçoğunun manevi makamı en y...

Kaderinden Çıkamayan Hayatlar

Zamanın içinde bakılmaz çirkin yüzü ve güzel sesiyle bir köle vardı. Aydınlıkta itilir, karanlıkta biraz sevilirdi. Efendisi gece onunla sohbet eder, ancak aydınlıkta, sözü dahi ağzından çıkamadan boğazında bırakırdı. "Gözüm görmeye dayanamıyor," derdi. Öyle de olsa, sahibi bu inanılmaz dertten dolayı köle pazarında onu satışa çıkarırdı. Kim aydınlıkta çirkin köleyi alırdı ki? Almadıkları gibi, duyduğu aşağılık sözler yüzünden, sürekli üzülerek evine dönerdi. Evi de ev olsa; ahırdan dönme bir yer soğuktan korumaz, yazın sıcaktan yatılmazdı. Köle bu şekilde dünyaya geldiğine mi, yoksa değişmeyecek kaderine mi, sorgusuz neye üzüleceğini bir türlü bilmezdi. Köle, geceyi çok severdi. "Gecelerim, vefalı gecelerim… derdimi unutturan kara gecelerim…" der, gecenin karasına gönlünü katardı. Zifiri karanlıkta o kadar şevke gelirdi ki, Mecnun onun söylediklerini hiç söylememişti. İçi deşilir, harflerini kelimelere okur, kendinden geçerdi. Bilir miydi, bilmez miydi, ayaklar...

O Ne'y'di?

İnsan hayatta bazen geç kalır; bu bizim doğamızda var. Eğer birinin iç dünyası, yorgun bir gezgin gibi yönünü kaybetmiş ve darmadağın olmuşsa, onu tekrar kendine getirmek için ne yapacağımızdan çok, kimin nasıl yardım edeceğini bilmeliyiz. Genç yolcu, tamamen samimi ve temiz bir niyetle kendi yoluna koyulmuştu. Ancak bu tek başına yaptığı yolculuk, yolda önüne çıkan zorluklar, acımasız ve çıkarcı insanlar yüzünden tam bir çileye dönüştü. O insanların amacı onu tamamen yok etmek olmasa bile, genç yolcuyu çok hırpalamışlar ve ruhunda derin yaralar açmışlardı. Uzun uğraşlar sonunda, o yalnızlık köşesinde hayallerini ve umudunu tamamen kaybetmiş olan yolcu, bilge bir liderin kapısına ulaştığında mecburen durakaldı. Aslında içinden bir ses, "Hadi git artık, bu yaşlı adamın sana pek bir faydası dokunmaz," diyordu. Ama sanki yere çivilenmiş gibi bir türlü oradan ayrılamıyordu. Çok geçmeden anladı ki, bilge lider aslında onu bırakmıyordu; işte işin asıl gizemli boyutu buydu. So...