O, sabah kalktığında yine aynı şeyler ile kendisini bulmuştu. Sevgilisini rüyasında görmüştü. Gözünden iki damla yaş akmak için hareket etse de onları havanın soğuk rüzgârı dondurmuş, o iki damlacık birer ok gibi batmıştı. Gece boyu uyumasına rağmen kanlı gözleri dinlenmemiş, bir sınır nöbetçisi gibi sabahı beklemişti. Vücut dayanamaz uyurdu; ancak onun gönlü uyumayı unutmuş, hayalinde aranan bir kör misali, nerede olduğunu bilmeden ve anlamadan sevgilisini bulmaya çalışmıştı. Ona hiçbir zaman görmek nasip olmamıştı. Nedense sevgili, onun yüzünü bir kez olsun güldürmemişti. Dertlendi ve içini döktü: "Seninle olduğumu gördüğümde mutlu olduğumu bildiğin halde, neden göremiyorum? Nerelerdesin?" Ne zaman bu sözlerine cevap gelmişti ki şimdi gelsin… O, unutması gerektiğini düşündüğü her şeyin içine sevgiliyi de koysa, yine de onu unutamıyordu. Bir keresinde sevgilinin dudaklarından, "Her kapı kapanabilir lakin benim merhamet, mağfiret ve şefaat kapılarım sana asla...
