Ana içeriğe atla

Santurun Kırık Penceresi


 



Sonsuz sevdam…
Nasılsın?
Zamanı unuttum, sorma, hatırımda değil kaç mevsim geçti,
"Benim için hiç şarkı yazmadın" dediğin o gün,
Bir hançer gibi saplanmıştı ya,  hani göğsüme...
İşte o gün dondu zaman,
Taşlaştı kalbim, bir heykele döndü bedenim.
Elim varmadı kaleme,
Dokunamadım cennet çalgısı santurama,
Sustum… sustum ve yok oldum.

 
Dün bir mektup geldi senden,
Çölde kuruyan bir çiçeğin suya hasret canı gibi,
Sana koşmak, sana akmak istedim yeniden.
Yaşıyor diyorlar benim için, evet, nefes alıyorum ama
Hayat nasıl bir şeydi, inan unutmuşum sevgilim…
Dün ayıkınca anladım.
Ne çok özlemişim seni,
"Nerelerdeydin?" der gibi bakan o sitemkar gözlerini.

 
Bu sabah kalktım,
Odanın köşesinde akordu bozuk duran o yalnızlığa,
Yani cennet çalgısı santuramın önüne diz çöktüm.
Bir teline bile dokunmaya kıyamadığım o tellere vurdum yavaşça,
Nameleriyle içim yoğruldu, eridi, yumuşacık oldu.
Ben sevgiyi bilmez bir adam değildim elbet,
Ama sen olunca… Sen olunca bambaşka.
"Ben yokum" demiştin ya hani, "Sen yoksun" demiş gibi,
Bu söz ne acı, nasıl kanatıyor içimi bir bilsen…
Çünkü ben neye dokunsam, neyi görsem,
Züleyha gibi "Yusuf’um!" diye inliyordum karanlıkta.

 
Herkes bana kendi penceresinden baktı bu hayatta,
Varsa yoksa kendi perdelerini açtırıp kapattılar bana.
Bir kişi bile dönüp bakmadı,
Benim taş değmiş, dumanla kararmış kırık pencereme.
"Manzarası yok" dediler, "Siyah demirlerle çevrili" dediler,
Kimse elini sürmedi bu karanlığa…
Fakat sen geldin.
Hamarat ellerinle, yavaş yavaş sildin o isli camları,
İçeriye loş ışıklar sızdıra sızdıra, beni ışığa alıştırdın.
"Bak ben varım," dedin, "Hayata dön, kimsesiz değilsin."
Benim susuz çölümde su bulamayınca, sen de ağladın…
İçimde silecek bir çaput bile bulamadın da fakirliğimden,
Saçlarını gözyaşlarınla ıslatıp,
Onunla sildin yüreğimin son kırık penceresini.

 
İçim titriyor sevgilim, duyuyor musun?
Ben seni seviyorum, ben seni çok seviyorum!
"Sen olmasan bu düzeni kurmazdım" diyen Rabbin gibi,
Ben de aynısını söylüyorum senin için:
Sen olmasan, ben bu dünyayı neyleyeyim?
Zevkim yoktu, tadım yoktu, epeydir bir duvar dibinde,
Sığınmış yabani bir ot gibiydim.
Kula ceza ne olabilir ki senden başka?
Senin mabedine girememek… Bunun anılması bile ölüm.
Mabedinin sunağında kan eksilir diye hiç korkma,
Ben senin için binlerce kez kurban olurum,
Kurbanlık İsmail bile hayran kalır bu adanmışlığa.

 
Sen benim ilkimsin,
Sonum demek istemiyorum, çünkü Tanrı sonsuzdur,
Tanrımla ebede kadar sürecek bu kutsal mühür.
Kalbimin çeperlerine bak bir kez, bütün duvarlarında senin resmin,
Sadece senin güzelliğinle dolu bu virane ev.
Onca ömür geçti de bir tek sana nasip oldu,
Benim doğduğuma hakikaten sevinen,
Mumlu pastasını yapıp, beni bu dünyaya bağlayan…
İçimdeki ateşinle bütün fazlalıkları attım,
Ruhuma batan o eski kıymıklar bir bir temizlendi.
Meğer o geçmişte gördüğün kıymıklı rüyalar bendeymişim,
Sen ben olmuşsun da, canın yana yana çıkarmışın hepsini…

 
Bu sabah kalktım ki penceremde bir ışık,
Kuşlar gelmiş önüme, öpüşüyorlar neşeyle.
Ben unutmuşum öpmeyi, sevdiğinin ellerini tutmayı…
Ölüydüm ben, beni sen dirilttin.
Sözlerimizden başka seviştiğimiz, buluştuğumuz bir yerimiz yok belki,
Ama içim dışım hep sen oldun artık.
Yalnızlığımı aldın benden, beni benden kurtardın,
Beni yeniden yarattın.

 
Seni seviyorum…
Senin beni sevebileceğinden çok daha fazla.
Ne iyi oldu içimi sana dökebilmek,
Ne iyi oldu akordu bozuk o santurama yeniden sarılabilmek.
Tekrar şarkılarımıza geri dönüyoruz bak,
Gözlerimden sızan o yaşlarla,
Sonsuz bir aşkla,
Öpüyorum ruhunun en ince yerinden…
Sonsuz sevdam.




Yorumlar