Ana içeriğe atla

Umudum Dâr....





Sevgilim,

Gözlerim uykudan ağırlaşmışken güzel mektubunu açtım…

Sen benim tek gerçek aşkımsın, ruhumun tatlılığı ve dudaklarımın lezzetisin…

Sevgilim; ben de sana huzurlu günler diliyorum.

Biliyorum ki sen benimle olduğun sürece kalbimde huzur hüküm sürecek.

Pembe renkli aşkım, dün kalbimde bir ağırlık vardı, bedenim kalkmayı reddediyordu. Sonra, karşılaştığın sıkıntılı durumdan bahsettiğinde nedenini anladım.

Kalpten kalbe bir yol vardır… kalplerimiz bir bütünün iki yarısı… biri sende, diğeri bende… O sabah bu acının beni neden bu kadar bunalttığını merak ettim. Sonra okuduğum bir kitaba,  Masum Mektuplar'a döndüm ve ikimiz için rastgele bir sayfa açtım… Peygamberimiz şöyle buyuruyordu…

“Sizden birinin ayakkabı bağı kopsa, ‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciun’ desin. Çünkü bu da bir imtihandır.”

Senin için dua ediyorum… sen de benim için dua et. Kendi kendime, Rabbimiz bizi başımıza gelecek daha kötü şeylerden korumuştur, diye düşündüm.

Üzülmemelisin, baksana, beklemeye takat getiremediğimiz yabancı diyarlardan geldik. Burada da orada olduğu gibi bir aradayız… ve yine de kimse durumumuzu anlamıyor veya kederimizi dinlemiyor diye. Hayal bile edemeyeceğimiz, birleşme günlerine kadar, birlikte bu imtihanların hakkından geleceğiz; endişelenmemelisin.

Ne de olsa, muhteşem atların dörtnala koştuğu o ovaları ve yeşil tarlaları özlüyorsun… Ve ben seni hâlâ en yoğun şekilde su içince hissediyorum—tıpkı sıcak bir günde içilen soğuk su gibi. Onu içmeyi hayal etmenin bile bana verdiği ferahlatıcı hissi asla unutmam. Efendimiz dualarında şöyle derdi:

“Ey Allah’ım!

Seni serin sudan daha çok seviyorum”…

Ben de aynı şeyi hissediyorum. Soğuk su içmeye alışkın değilim, ama bazen içimde bir ateş yükseliyor ve aklımı başımdan alıyor… ve tıpkı su içtiğim zamanki gibi, o yatıştırıcı serinliğin içime yayıldığını tekrar tekrar hissediyorum.

O kızıl dudakları öptüğümde üzerime yayılan hisler bana büyük bir rahatlama sağlıyor. Her zaman aynı; sanki içimde, orada kalan parçalarınızı korumak için özel kaplar varmış gibi… garip ama onların içimde kalmasını istiyorum. Erimelerine izin vermeyi reddediyorum.

Doktorlar her zaman ağır metallere karşı uyarıda bulunurlar, ama sen yine de içimde atık olarak değil, değerli minerallerim ve ağır metallerim olarak kal,. Geceleyin ateş böcekleri gibi parıldadıklarında, onlara sahip olduğum mücevherlerim diyorum.

Keşke seni ne kadar özlediğimi bir bilseydin... Sayılı günlerimi tamamlamak ve hapsedildiğim bu dar alandan, her geçen gün daralan bu yerden kaçmak için çabalıyorum. Gerçekten de hayata karşı tüm zevkimi kaybettim, içimde hiçbir neşe kalmadı.

Birçok ziyaretçim oluyor ve birçok kişi beni soruyor, yine de zamanımı pencerelerden dışarı bakarak, kalbim sana duyduğum özlemle dolu geçiriyor. Zaman zaman bana gönderdiğin mektupları okuyorum... ve onları gül yapraklarıyla dolu sandıklarda saklıyorum. O mektuplara her dokunduğumda, günün geri kalanında gül kokunla sarhoş gibi dolanıyorum.

Düşünüyorum da: Seni bana bağlayan bağları koparamadığıma göre, bir çözüm bulmam gerek...Ama nasıl?

Bir sabah ölüm haberimi duyarsan, yas tutma, çünkü başka seçeneğim yoktu. Biliyorsun Hazreti Mevlana ölüm gününe evlenme gecesi demiş. Başka çare bulamamış demek ki…bende bulamıyorum. O zaman kimse kimseye kırılmaz bende seninle olurum. Öldü derler, daha ne diyebilirler ki.. darılan ve gücenen olmaz. Ölen öldüğü ile kalıyor, ama ben sana kavuşmuş olurum.

Sevgilim, sana kavuşmak için Azrail’i bekleyeceğimi hiç hayal etmemiştim... onu meleklerin en büyüğü olarak görüyorum, çünkü beni sana kavuşturacak olan o. Ona şimdiden selam veriyorum.

Denilir ki, Azrail bir ruhu almaya geldiğinde, o kişiye karşı sevgi duyarsa, Allah onu sevgilinin suretinde gösterirmiş. Ben de onu senin suretinde göreceğim; belki de seni kucakladığım an kalbim duracak ve göklere yükseleceğim.

Sadece bunu düşünmek bile muhteşem... Bana tekrar sorabilirsin: "Neden ölmek hakkında yazıyorsun?

Kalbim kırılıyor." Seçme şansım var mı?

Eğer bana kalsaydı, bu buluşmayı hemen şimdi, nerede olursa olsun, arardım; çünkü buradayım, yaşlanan bir ruh olarak hâlâ ayaktayım, ama burada olduğum için kendimi yalancı gibi hissediyorum...

Ey gelecek—o muhteşem ve uzun zamandır beklenen kavuşma günleri—ne kadar da özlemle arzulanıyorsun… İlahi olanla birleşmek gibi… Tüm kalbimle onları özlüyorum.

Bir kez daha, varlığımdan fışkıran bu sözler sana ulaşır, bir hüzün ve yaş olarak dökülür gider.

Acı bir gerçek. Yine de, bu bekleyişin bitmeyeceğini söylemek istemiyorum.

Umudum var; şükürler olsun ki, sonunda ölüm yoluyla bu dünyadan ayrılacağım… Bundan eminim.

Yüce aşkım, seni çok özlüyorum.

Aşkını kendime mal ettim; istediğin zaman beni Mansur gibi dara çekebilirsin. Fark etmez. Çünkü dayanma gücümün tek kaynağı, senin ellerinde öleceğim günü bekleme umududur.

Bu umudum beni canlı ve diri tutuyor.

Hasretle, kızıl dudaklarından öperim.

(Camiussağir – 503)




Yorumlar