Demirlere
bağlanmış bir melek,
Yurdunu
özlüyordu...
Sırtında
balık ağıyla bir adam çaldı kapıyı,
Çatıdan
yankılandı o gizemli ses:
"Pencereden
gelse daha mı iyiydi?"
Bahçenin
tırpanlı adamı korku salarken,
Giderayak,
gözlükler ardında bir kadın…
Çanlar
çalarken haber saldı;
"Ağa
bir balık düştü!" diye...
Gözlüklü
kadın, elindeki mumla son kez,
Uğursuz
bir iyi geceler diledi.
Gelenler!
Mumlar yanarken sakın bakmayın o resme,
Ağzı
eğrilmiş bir çehreye nasıl bakarsınız?
Korkular
sarar ruhunuzu,
Üstünüze
kapıyı kilitlersiniz,
Ürkütücü
ay ışığının altında...
Işık,
gölge, sesler ve yüzler,
Gizli
bir anlama büründüler.
Uğursuzluğun
musallat olduğunu hisseden,
Dehşet
duygusuyla uyumaya çalışırken;
Demirlere
bağlı melek konmuştu yine gölgeye.
Kilitli
kapıyı tersinden açan o sessizlik…
O
ölmeli, o ölmeli…anlayamazsınız!
Bir
vasiyet bıraksın ölümüne,
Yine
kapatılsın kapılar onun üzerine.
Hangi
korkunç sır ortaya çıkacak,
Kalsın
engeller ardında?
Ölümcül,
çileli bir ruh sese kulak versin;
Melek
demirlerinden kurtulmaya çırpınırken,
Gölge,
suyun üzerinde yürüdü...
Açarken
mezarını baston ayaklı zangoç,
O
belirmeden merdivenlerde...
Oturma!
Yoksa gölgeler başlar dansa,
Sevenlerin
koynunda...
Sessiz
olun gölgeler, bir çukur kazan var;
Çocuğun
ve köpeğin olmadığı o yerde...
Boş
bir deri koltuk etrafına dizilmiş kafatasları,
Şarap
içmek için bekler.
Baykuş
sesi bir musiki gibi yükselirken yanında,
Plak,
iyi geceler adına zehirli şarkılar çalar…
Kısa
ömürlü gölgeler!
Takip
edin ıssız malikâne manzarasında yükselen yaşlı ağaçları...
Gözlerden
uzak, iki kız ve birkaç hizmetçisi ile yaşlı bir adam;
Dört
mumlu kandil tutan bir el kapıyı çalar,
Uyanır
güzellik uykusundan ansızın.
Tanrı
aşkına! Kan... Yalnızca kan ister!
Ölmeden
önce yudum yudum su...
Verir
kalbini; ışıtan lambalarla o karanlıktan çıkar.
Gözler
ardından nefesler...
"Öldü
mü kaldı mı?" diye yığılan,
Ahırlaşmış
bir kafa ve koşan atlar,
Dünyaya
ölüm sırlarını saçsın,
Topraklar
döksün başına!
Asırlar
boyu iblisleri anlatır söylentiler;
Ruhlarına
ve bedenlerine bağlı ölüler,
Yaptıkları
kötülükler ve yüzsüzlükler….
Huzursuz
karanlıkta can için kan ararlar.
Onlar
ve şeytanlar,
Gecelere
karanlık, lanet ve ölüm saçarlar.
Kediler
fare ısırığında yaralar açar,
Gırtlağa
sarılır gerçeğe dönen hayaller...
Ölüm
dahi kana susamıştan kurtulmaya kalkar.
Lanetli
gözler dizerken dişlerine bıçaklar,
Çığlıklar
ölüm çağırsın bakmaya korkanlar!
Kana
kan vermek, kurtulmak adına
İnsandan
insana bir tavsiyedir.
Uyar
mı hiç bir erkek bir kadına?
Cennetin
altın kapıları ardında ruhunu satar;
Ümitsiz
gizemin yaşamı ve ölümü...
Gün
ışığından saklandı karanlık sırlar.
Kötü
ruhların kalbine demir bir kazık saplayın!
Tek
ruh, tek kan hâline gelmeli,
Kurtulsun
artık insan kılığındaki canavar.
Mermer
kapıyı aralayın,
Bir
ruh öldü mü; son ayine başlarlar!
Bakın
gölgelere... Büyük ağacın altına kaçtılar.
Ölmelidir
üzerine her güneş doğan,
Topraktan
gelip, toprağa dönecek olan!
Ziyaretçi
ruhun, beden tabutunu çivileyin,
Mumun
gölgesinde...
Gözün
içine girsin can, ardından...
Çanların
sesinde kutulanmış bir yolculuk,
Koca
mermer altında… Ay kaybolmadan,
Kalbine
saplanan mızrakla,
Bir
güzelin ruhu özgür kalır bir ulakla.
Hangi
korkunç sır ortaya çıkacak...
Kalsın
engeller ardında?...
Ölümcül...
çileli bir ruh sese kulak versin...
Melek
demirlerinden kurtulmaya çırpınırken...
Gölge...
suyun üzerinde yürüdü...
Çalsın
çalgılar… Ölsün topallar!
Kurtulsun
akan kayık ve getirdiği yolcular.
Değirmende
beyazlara karışsın kötülükler...
Dünya
çarkını bozmadı şeytan;
Erkek
ve kadın kavuşacaklar.
O
zaman nedir bu olanlar?

Yorumlar
Yorum Gönder